
DENİZ BAYKAL VE ARKADAŞLARINA SESLENİYORUZ:
GİTME VAKTİNİZ GELDİ!
Sunuş
22 Temmuz seçimlerinin ardından pek çok değerlendirme yapıldı. Bu değerlendirmeler devam etmektedir. Değerlendirmelerde, seçim sonucunun sosyolojik temelleri, uluslararası koşulların etkisi, ekonomik faktörler, son dönemdeki siyaset gündeminin rolü, iktidar partisi AKPR17;nin çalışma sistemi gibi çeşitli boyutlar vurgulanmaktadır. AKPR17;nin seçim başarısı kadar muhalefet partisi CHPR17;nin başarısızlığı da yoğun bir şekilde tartışılmaktadır.
Ancak bu noktada, özellikle CHP yönetiminin R20;neden başarısız oldukR21; sorusuna yanıt bulup bunun gereğini yapmak yerine, sorumluluğu başkalarına yükleyen bir açıklama ile yetinmesi, kamuoyunda ve parti tabanında soğuk duş etkisi yaratmıştır..
CHP yönetimi tarafından hazırlanarak kamuoyuna duyurulan değerlendirme raporu, CHP yönetiminin Türkiye gerçeklerinden ne kadar uzak olduğunu birkez daha gözler önüne sermektedir. Bu nedenle 22 Temmuz seçimlerinin ortaya çıkardığı tablonun nasıl görülmesi gerektiğine ilişkin bu değerlendirmeyi kamuoyunun ve başta CHPR17;liler olmak üzere tüm sosyal demokratların dikkatine sunuyoruz:
Değerlendirme
1. Kasım 2007R17;de yapılması düşünülen milletvekili genel seçimleri, MeclisR17;te Cumhurbaşkanı seçiminin kilitlenmesiyle 22 TemmuzR17;a alındı. Türkiye genel seçimlere giderken, siyasetin gündeminde Cumhurbaşkanı seçimi, Anayasa Mahkemesi kararı, 27 NisanR17;daki Genelkurmay bildirisi, Cumhuriyet mitingleri, AnkaraR17;da patlayan bomba ve şehit haberleriyle yeniden gündeme oturan terör konuları bulunuyordu. Halkın gündeminde ise, bu konularla birlikte işsizlik, geçim sıkıntısı, eğitim, sağlık gibi kendileri ve ailelerin hayatını doğrudan ilgilendiren konular vardı. AKP iktidarı döneminde ekonomide göreceli bir istikrar sağlanmış olsa da, bunun kalıcı temellere sahip olmadığı, ekonominin son derece hassas ve kırılgan bir yapıda olduğu biliniyordu. Dahası işsizlik, yoksulluk, altyapı eksikliği gibi ekonominin yapısal sorunlarına yönelik hiçbir ciddi ilerlemenin olmadığı da açıktı. Bütün bu koşullara rağmen iktidar partisi AKP, oylarını yaklaşık yüzde 13 arttırarak seçimlerden büyük başarıyla çıktı. Bu sonucun ortaya çıkmasında AKPR17;nin başarılı seçim kampanyası kadar, muhalefetin halkın beklentilerini doğru değerlendirip alternatif çözümler ortaya koyamaması da etkili olmuştur.
2. AKPR17;nin seçim başarısını belirleyen faktörler şöyle sıralanabilir: AKP seçmenin nabzını çok iyi tutan, farklı seçmen gruplarının beklenti ve taleplerini sürekli izleyen, onlara yönelik çözüm paketleri oluşturan bir çalışma stratejisi izlemiştir. Böylece seçim öncesinde nispeten sorun yaşadığı bölgeleri ve seçmen gruplarını hedefleyen özel kampanyalarla (geçici işçilerin işe alınması, fındıkta fiyat arttırımı, çiftçi borçlarının iptali vb.) bu kesimlerde düşen oylarını durdurmayı, sonra da arttırmayı başarmıştır.
AKP hükümet ve yerel yönetimler elindeki imkanları, seçmenlerle birebir ilişkilerde onların eline R20;somutR21; birşeyler verebilmek için azami ölçüde kullanmıştır. Ekonomik durum AKP lehine çalışmıştır. Ekonomik kırılganlığı arttıran cari açık gibi unsurlara rağmen, temel göstergelerde büyük dalgalanmalar olmaması, yerli ve yabancı iş çevrelerinin düzenli olarak ekonomiye para pompalaması seçmenlerin gözünde R20;en azından elimizdekileri kaybetmeyelimR21; duygusu doğurmuştur.
AKP örgütü seçim kampanyası sırasında ev ev dolaşarak seçmenlerle birebir ilişki kurmuştur. Bütün mecralarda en etkin reklam ve iletişim kampanyası da AKP tarafından sürdürülmüş, burada verilen mesajlar birebir ziyaretlerde pekiştirilmiştir. Recep Tayyip ErdoğanR17;ın liderliği belirleyici faktörlerden biridir. Seçmenlerin büyük bir bölümü ErdoğanR17;ı diğer liderlere göre kendine daha yakın hissetmektedir. AKPR17;ye verilen oyların önemli bir bölümü doğrudan ErdoğanR17;a verilen oylardır. AKP yönetici kadrosu da, liderin çalışmalarını destekleyen bir kurmay heyeti gibi çalışmıştır. Tabii ki bu faktörler seçim sonuçlarına yönelik sosyolojik analizlerin ve Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi diğer unsurların önemini azaltmamaktadır.
3. AKPR17;nin başarısını belirleyen bütün bu faktörler, AKPR17;nin politikalarının doğru olduğu anlamına gelmemektedir. Seçim sonuçlarını, R20;Türkiye normalleşmektedirR21;, R20;AKP merkeze oturmuşturR21;, R20;Halk AKPR17;den son derece memnundurR21; vb. şeklinde yorumlamak yanlıştır. Bu yorumlar TürkiyeR17;yi ve toplumu bekleyen tehlikeleri küçümsemek, hatta görmemek anlamına gelmektedir. Seçim sonuçları, TürkiyeR17;nin çağdaş demokratik ölçütlere uygun bir ilerleme içinde olduğunu göstermemektedir. Batı basınından bakıldığında görüldüğü ve son dönemde özellikle AB ve ABD siyasi çevrelerinden gelen yorumlarda vurgulandığı gibi, Türkiye OrtadoğuR17;nun istikrarsızlığına doğru sürüklenme tehlikesi içinde olan bir ülkedir. AKPR17;nin merkezde olduğu şeklindeki yorum henüz ispatlanmış değildir. R20;Ilımlı İslamR21; projesi bazılarının hayal mahsulü olmayıp TürkiyeR17;ye biçilen rollerden biri olarak ciddi olarak yürürlüktedir.
TürkiyeR17;nin yakın geleceği çeşitli belirsizliklerle doludur: Başta Irak olmak üzere yakın çevremizdeki çatışmalar ve sorunlar Türkiye üzerinde tehdit unsurudur. Ermeni meselesi, Kıbrıs meselesi her an yeniden ısınma potansiyeline sahip konulardır. Enerji ve su gibi ülke güvenliğini, halkın mutluluğunu doğrudan etkileyen hayati konularda problemler büyümektedir. AB içinde TürkiyeR17;yi dışlayan görüşler giderek ağırlık kazanmaktadır. Ekonomide kriz potansiyeli tümüyle ortadan kalkmış değildir. Son dönemde Merkez Bankası ve IMF raporlarında da bu husus ciddi uyarılara neden olmaktadır. Hepsinden önemlisi, işsizlik ve yoksulluk konuları bugüne kadar olduğu gibi R20;kömür ve gıda paketleriR21; ile giderilemeyecek boyutlara tırmanmaktadır.
Bu gelişmeler ışığında, TürkiyeR17;yi tarihsel yörüngesinde tutacak, bir başka deyişle başta laiklik olmak üzere CumhuriyetR17;in kazanımlarını titizlikle koruyacak ve geliştirecek, bu kazanımların halk tarafından daha çok sahiplenilmesini sağlayacak bir halkçı siyaset çizgisine her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. Bu da ancak halkın beklenti ve taleplerini doğru anlayan, doğru çözümler üreten ve bu çözümleri sürekli bir iletişim ile halka taşıyan sosyal demokrat parti tarafından gerçekleştirilebilir. Halkın gündemini siyasetinin ana gündemi yapabilen, rejim kaygısına yol açmadan halktaki değişim arzusuna yön verebilecek büyük bir sosyal demokrat siyaset projesi TürkiyeR17;nin geleceği açısından yegane seçenektir.
4. Bu seçeneğin su yüzüne çıkarılması için, böyle bir siyasetin ana omurgası olma potansiyeline sahip CHPR17;nin içine düşürüldüğü açmazdan hızla kurtarılması gerekmektedir. Bu noktada çözüm ararken, R20;CHPR17;nin tarihi misyonunu tamamladığıR21;, R20;CHPR17;yi ve taşıdığı misyonu tamamen unutarak yeni bir parti kurulması gerektiğiR21; vb. şeklindeki düşünceler geçerli değildir. TürkiyeR17;de sosyal demokrat siyasetin bir ayağı daima Cumhuriyet ilkelerine ve kazanımlarına basmalıdır. Cumhuriyet mitinglerinin ortaya koyduğu talebi siyaseten sahiplenmedikçe ve bu konunun temsili siyaset dışı güçlere bırakıldıkça, yeni bir siyaset alanı açabilme imkanı da azalmaktadır.
Toplumun büyük bir kesimi kesimi hala TürkiyeR17;nin ilerici, paylaşımcı, modern bir ülke olabilmesi için potansiyel bir güç olarak durmaktadır ama bu kesimin taleplerini, halkın geniş kesimleriyle buluşturabilecek bir siyaset olmadığından, daha doğrusu CHP bu haliyle bunu başaramadığından, bu alana siyaset dışı müdahaleler devam etmekte ve bu da siyaset alanını daraltmaktadır. TürkiyeR17;de siyasetin gerçekten normalleşmesi, İslamR17;ın siyasete alet edilmemesi kadar Cumhuriyet ve Atatürk gibi ulusal değerlerimizin de siyaset üstü ortak değer haline gelebilmesinden geçmektedir. Bu da ancak bu değerleri gerçekten toplumun tamamının sahiplenmesini sağlayan bir halkçı siyaset çizgisiyle mümkün olacaktır. Seçim sürecinde bu değerlerin bir siyasi koz olarak kullanılması son derece yanlıştır. Burada karşımızdaki soru R20;CHP neden kaybetti?R21; sorusudur.
CHPR17;nin başarısızlığını dış faktörlere bağlamak kolaycı, ancak kamuoyunda tebessüm, sosyal demokrat tabanda ise öfke doğuran bir yaklaşımdır. Hiçbir dış faktör 22 Temmuz seçimlerinde CHPR17;nin AKP karşısında bu denli büyük bir oy farkıyla seçimi kaybetmesine gerekçe olamaz. Yenilginin esas nedeni iç faktörlerde aranmalıdır. Elbette iç faktörler sadece Deniz Baykal ve arkadaşlarının yönetim tarzı ile sınırlandırılamaz, ama diğer bütün iç faktörler gelip mevcut yönetim anlayışı ve tarzında düğümlenmektedir.
CHP yönetimi, halktaki değişim arzusunu iyi okuyup değerlendirememiştir. Siyasetin gündemini halkın gündemiyle bütünleştirememiş, Cumhurbaşkanlığı meselesindeki muhalif tutumunu halkın hayatını doğrudan etkileyen konularda gösterememiştir. Bu sorunlar karşısında tepkici olmanın ötesine geçerek, kendisi iktidar olduğunda neler yapacağını somutlaştırarak halka sunamamıştır.
Bütün araştırmalarda halkın parti tercihlerinde, öncelikli olarak ekonomik konuların, işsizlik ve geçim sıkıntısı gibi sorunların belirleyici olduğu bilinmekteyken, geçtiğimiz dönemde CHP yönetiminin bu konularda akılda kalan bir tek sözü yoktur. Bu da CHPR17;nin kendisini belirli konularla sınırlandıran bir siyaset çizgisi izlediği görüntüsüne yol açmıştır. Nitekim Deniz BaykalR17;ın, R20;biz rejimin sigortasıyızR21; sözü, CHPR17;nin iktidarı hedeflemediği yönündeki kanıyı güçlendirmiştir. Öyle ki araştırmalara göre CHPR17;ye oy veren seçmenlerin çoğunluğu da bu düşüncededir.
CHPR17;nin merkez sağa açılma düşüncesi de seçmendeki kafa karışıklığını arttırmıştır. CHPR17;yi sosyal demokrat siyasetin merkezi yapmak ve bütünleştirmek yerine, sağ siyasetçilerle sağa açılma projesi halkta karşılık bulmamıştır. Halk siyasette tutarlılık aramaktadır. Bu proje de önceki arayışlarda olduğu gibi inandırıcı bulunmamış ve desteklenmemiştir.
CHPR17;de örgütsel demokrasi tamamen yok edilmiştir. Bu sadece parti içi demokrasinin yok edilmesi, yani aday belirlemede ön seçimin olmaması, kurultaylardaki antidemokratik tutum, tüzük meselesi değildir. Aynı zamanda parti gençlere, kadınlara, sivl toplum örgütlerine, meslek kuruluşlarına da kapalıdır. Bu nedenle parti halktan beslenenemekte, susuz kalmış bir çiçek gibi yaşlanmakta ve solmaktadır.
CHP bilimsel düşünceden, araştırmadan, yeni ve taze bilgilerden yoksun bırakılmıştır. Bu alanda sayısız uzman gönüllü olarak hizmet etmeye hazır olduğu halde, ne bir çalışma komisyonu ne de benzeri bir kurul oluşturulmuştur. Bu nedenle CHP dünyadaki gelişmelerden de habersiz bir kurum niteliğine bürünmüştür.
Bütün dünya da siyaseti liderler halka taşır. Seçmenler liderlerin söylediklerine bakarak karar verir. Tabii ki lider partisinin düşüncesi, politikaları ve örgütüyle de bütünleşmiş olmalıdır. Lider, örgüt ve program bütünlüğünün sağlandığı partilerde, lidere yönelik kamuoyu algısı genelde partisinin önündedir. Ancak CHPR17;de bu hususların hiçbiri yoktur. Deniz Baykal kamuoyu tarafından inandırıcı ve olumlu bulunmamaktadır. Bu algı Deniz BaykalR17;ın kişiliğine değil, siyasi duruşuna ve tavrına yöneliktir. Bütün araştırmalarda Deniz Baykal siyasi inandırıcılık ve olumluluk bakımından en alt sırada yer almaktadır. Bunu gören bir siyasi liderin görevini bırakması siyasi demokrasinin bir gereğidir. Ancak Deniz Baykal inat etmekte ve bu olumsuz algıyı daha da büyütmektedir.
5. Bu hususlardan yola çıkıldığında, CHP açısından yapılması gereken açıktır: CHP, TürkiyeR17;nin tarihsel doğrultusunun devam etmesi, daha çok kalkınması, gelişmiş ülkeler düzeyine çıkması, demokratikleşmesi, barış ve huzurun güçlenmesi, sosyal adaletin yaygınlaşması, sosyal hukuk devletinin kurumlaşması için ana omurga işlevini korumaktadır. Ancak CHPR17;nin mevcut yönetimi ve siyaset çizgisi, bu tarihsel gücün halkla bütünleşmesini engellemektedir. Öncelikle bu yönetimin artık gitme vakti gelmiştir. Bu tüm sosyal demokratlar için kaçınılmaz bir görevdir.
Ondan sonra CHP baştan aşağı bir yenilenme sürecine girmelidir. Bu yenilenme, liderlikte ve yönetim kadrosunda olduğu kadar, tüzüksel işleyişte, örgüt yapısında demokratikleşme ve politikaların halkın sahipleneceği bir şekilde gözden geçirilmesi doğrultusunda da olmalıdır.
BU BELİRLEMELER IŞIĞINDA YURTTAŞLARIMIZLA, ÜLKEMİZİN GELECEĞİ,
HALKIMIZIN REFAHI VE MUTLULUĞU İÇİN 9 EYLÜLR17;DE ANKARAR17;DA CHP
ÖNÜNDE TOPLANIYORUZ.
ORADA DENİZ BAYKAL VE ARKADAŞLARINA BİR TEK MESAJIMIZ OLACAKTIR:
ARTIK GİTME VAKTİNİZ GELDİ!

1956 yılında Erzincan'da doğdu.
Eğitimine sırasıyla Talatpaşa İlköğretim okulu, Şişli Ortaokulu, Zincirlikuyu Yapı Teknik Lisesi'nde devam etti ve Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden mezun oldu.
İş yaşamına Kağıthane Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İETT Genel Müdürlüğü'nde devam etti.
Daha sonra kamu görevinden ayrılarak ticaret yapmaya başladı.
Siyasi yaşamı Gençlik Kolu Yönetim Kurulu üyeliği ile başladı, daha sonra;
- Gençlik Kolu Yönetim Kurulu Sekreterliği,
- Gençlik Kolu Yönetim Kurulu Başkanlığı,
- İlçe Başkanlığı, Kurultay Delegeliği,
- 18. Dönem İstanbul Milletvekilliği,
- TBMM Başkanlık Divanı Üyeliği,
- F.M.V. Işık Lisesi Okul Aile Birliği Üyeliği,
- Türk Parlamenterler Birliği Üyeliği,
- Türk-Alman Parlamento Dostluk Grubu Yönetim Kurulu Üyeliği,
- Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyeliği,
- Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Üyeliği,
- Herkes İçin Spor Federasyonu As Başkanlığı,
- Futbol Federasyonu Delegesi olarak görev yaptı.
-TBMM'de Bir Milletvekili ve İstanbul'da Direksiyon Sallamak adlı iki kitabı bulunmaktadır.
-2004 Yılında yapılan Yerel Seçimlerde %70 oy alarak Türkye'nin Ençok oy alan Belediye Başkanı Olarak 2.defa Belediye Başkanı seçildi.
2. Dönem başkanlığı sırasında;
-Romanya Cumhurbaşkanı Ion İliescu tarafından Devlet Nişanı ile Ödüllerildi.
-Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Engelli Yurttaşlarmıza ,
-Eski Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından da eğitime verdiği katkıllarından dolayı ödüllendirilmiştir..
-Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin (SPD)Eylül 2005 ve 2008 seçimlerinde ,seçim kampanyasına destek vermiştir.